Müzik terapi nedir?
Musiki ve tedavi kavramlarını biraraya getirdiğimiz zaman bu ikisinin izdüşümlerini buluruz. Tedavinin amacı, dengesi değişmiş bir organizmaya eski dengesini kazandırmak veya, var olduğu umulan bir denge kazandırmaktır. Tedavi, dengeyi sağlama yönündeki çalışmalardır.
Musikinin etkisi
Musiki hakkında en belirgin, insanın algılamalarına yönelik tanım onun bir armonik sesler dizisi olduğudur. Burada ritm de önemlidir. Seslerin armonik olması için belirli bir zaman ölçüsü içinde icra edilmeleri gerekir.
Tabiata baktığımızda bize göre anlamlı ve anlamsız bir çok sesler duyarız. Anlamlı seslerin özelliği ahenkli (armonik) oluşlarıdır. Bize haz veren, güzel algılamamızı ve hoşlanmamızı sağlayan sesler olarak düşünebiliriz bu anlamlı sesleri.
Bir de bizi rahatsız eden, bizi oradan kaçıran, huzursuz eden, gerektiğinde fiziki ve psikolojik reaksiyonlar vermemize sebep olan sesler söz konusudur ki bunlara da gürültü veyahutta olumsuz seler diye ad vermek mümkündür.
Müzik terapistin görevi
Musiki ile tedaviyi birleştirdiğimiz zaman, dengeyi sağlayacak armonik sesler ve ritmler aklımıza gelir. Dolayısıyla bir müzik terapistin görevi hastaya sağlık, huzur, neşe ve denge sağlamak olduğu gibi, insanı rahatsız eden, hastalandıran, azap ya da cefa veren müzik veya ses türlerini de tahlil etmek, anlatmak ve bunların bilgisine varıp gereken makamları uyarmak, ikaz etmek olarak düşünülebilir.
Günümüzde maalesef bu ikinci görevi yerine getiren çok fazla kişi yoktur.
Bunun sebeplerinden biri demokratik idare şekillerindeki insan haklarına aşırı saygı ve insanın sahip olduğu varsayılan gelişmiş davranışları içinde kendi istediklerini kanunlar çerçevesi içinde yapabileceğini öne süren bir vicdan hürriyeti kavramıdır. Bu vicdan hürriyeti kavramı sebebiyle insanları şu veya bu şekilde yönlendirme tarzındaki davranışlar hoş görülmez.
Demokrasilerin bu özelliğinin bir sınırı vardır: diğer insanların davranışlarını engelleyici ya da kısıtlayacı, diğer insanların sağlığını ve toplum içindeki dengeyi bozucu nitelik aldığı zaman devlet buna müdahale eder.
Bu açıdan baktığımızda, televizyon ve radyo yayınlarında musiki ile alakası olmayan bir gürültü etkisi oluştuğu zaman bile anne baba çocuğu birazcık ikaz edebiliyor. Fakat devlet, o vicdan hürriyeti dairesine giremediği için müdahalede bulunamıyor. Bilim adamlarının seksen desibelin üzerindeki titreşimlerin rahatsız edici, hasta edici, insanı otizme ve alienasyon dediğimiz yabancılaşmaya götürücü etkileri olduğunu söylemelerine rağmen devlet ancak ve ancak diskoteklerin kapısına “buradaki müzik sağlığa zararlıdır” sözünü yazıp asabiliyor. Bunun ötesinde bir müdahalede bulunamıyor.
Öte yandan Avusturyada en yüksek hakim, adalet mekanizması içinde bir karar veriyor: Diskoteklerde çalışanların sağlığını korumanın devlet görevi olduğu bilgisini ve sorumluluğunu içeren kanunundan hareketle, diskoteklerde seksen desibelin üzerinde titreşim oluşturacak şekilde müzik icraatını yasaklıyor.
Bu konu bizde henüz bu şekilde ele alınmıyor. Devlet böyle bir sağlık koruma fonksyonunu hakikaten kanunlara uygun bir şekilde ele almaya yönelse, pek çok konuda insan sağlığını tehdit eden pek çok unsur daha olumlu ve sağlığı tehdit etmeyecek hale gelebilir.
Müzik terapi ve inanç
Şamanizm
Musiki ile tedavi konusunda atalarımızın bize intikal ettirdiği çok çeşitli bilgiler, görüşler, tavsiyeler ve uygulamalar vardır. Buların en eskisi Orta Asya kültüründe bulunmaktadır. Bu kültürde Gök Tanrı kavramı çok önemlidir. Ülgen adı da verilen Gök Tanrı’ya ulaşmak, onunla bağlantı kurmak, ondan dolaylı veya doğrudan bilgiler elde etmek eski Türk dinlerinin en önemli konularındandır.
Bu inanç sistemine göre insan vefat ettiği zaman ruhunun paylaşılması söz konusudur. Bazı yüce varlıklar onun ruhunun Ülgen’e intikalini isterler ve bu yönde çalışırlar, ki şamanın görevi burada ortaya çıkar. Bazı diğer varlıklar ise vefat eden kişinin ruhunun, Erlik adı verilen ve yeraltı dünyasının hakimi olduğu ileri sürülen varlığın insiyatifine girmesine yardımcı olmak isterler.
Şaman yaptığı törenlerle, dualarla, gerektiğinde kullandığı kamçıyla, kırbaçla veya çeşitli etkilerle ruhun Ülgen’e veyahutta yüksek, olumlu sema alemine doğru, emniyetle gitmesine yardımcı olur. Burada şamanın görevi çok önemlidir. Çünkü şaman yolları bilir ve Ataruhu ile olan bağlantısı sebebiyle de imtiyazlı bir konumu vardır.
İslamiyet
Dikkat edilirse bu kavramlar daha sonraki, İslam dini ile olan bağlantı içindeki gök ehli (samavat ehli) kavramına çok uygundur. Bu hem Kuran-ı Kerim’de hem de hadislerde geçer. Allah’ın övdüğü, tavsiye ettiği ve insanların ileriki bir basamak olarak ulaşmak istedikleri bir ideal halinde gösterilen gök ehli kavramıyla, Ülgen ve Gök Tanrı ve de Ataruhu kavramları birbiriyle uzlaşır, örtüşür.
Türk İslam sufizmi
Bütün bu anlayışlar doğrultusunda eski Orta Asya Türk inanış şekilleriyle İslam arasında beraberliği, yakınlığı sağlayan etmenler, bilgiler, tecrübe ve yöntemler bizi ikisinin orta noktası olan Türk İslam sufizmine götürür.
Türk İslam sufizmine girdiğimiz zaman haliyle maneviyat kavramı gündeme gelir:
İçinde bulunduğumuz zamana ait farkında olmak, hafıza, bilmek, tecrübe, tekrar edebilme ve onu çeşitli uyarılarla kooperasyon haline, bağlantı haline getirebilme ve çevreye uyum sağlamayı oluşturma gibi becerilere kognitiv fonksyonlar adı verilir.
Şuur, tam olmasa da anlamaya yardımcı olabilecek bir tanım olarak, bu kognitiv fonksyonları manalandırabilmek şeklinde açıklanabilir.
Beş duyuyla algıladığımız bütün var olanın daha ötesinde, algılayamadığımız veya algılayıp da şuurlandıramadığımız bir şeylerden haberdar olma halinde ise maneviyat anlayışı ortaya çıkar. Buna spritualite de denir.
Bu manevi farkındalık insanın gayb alemiyle bağlantı kurmasını sağlar.
Gayb alemi dediğimiz zaman, bildiğimiz algıladığımızın ötesinde, sonsuz geçmiş ve sonsuz gelecek içinde, tahmin ettiğimizin çok ötesinde çeşitli sonsuz mekanları da ihata edebilecek, kuşatabilecek tarzda bir varoluş akla gelir. Gayb, yani bildiğimizin dışındaki bilmediğimiz. Bilmediğimiz fakat var olduğunu kabul ettiğimiz, biz kabul etsek de etmesek de zaten var olan bir hakikat bütünlüğü…
Gayb, maneviyatla çok yakın ilişki içinde olan bir kavramdır. Hu (O) kelimesi de bu gayba işaret eder. Gaybı ve önemini daha iyi anlamak için, Kuran-ı Kerim’de bakara suresinin girişine bakalım: “Bu öyle bir kitaptır ki müttakiler için bir rehberdir”, müttakiler Allah’a dayanan anlamında düşünülebilinir. “O müttakiler ki gayba inanırlar…”. Müttakilerin, Allah’a dayananların tarifi gaybla başlıyor, “.. gayba inanırlar ve doğru salat üzeredirler”. Doğru dua, doğru namaz, doğru ibadet hepsi o salatın içine girer. Ve “Biz onları rızıklandırırız” diyor Allah, “onlar da o rızıktan harc ederler”, sarf ederler. Dolayısıyla gayba inanma dediğimiz zaman işte bu spiritualite, maneviyat dediğimiz konu ortaya çıkar.
Müzikle ilgisi
Müzik burada çok önemli bir yer işgal eder. Çünkü müziğin trans dediğimiz kavramla doğrudan ilişkisi vardır.
Trans konusunda Avusturyada üniversite profesörü Prof. Guttmann’ın yaptığı araştırmalar vardır. Guttmann trans hakkında çok çeşitli çalışmalar yaparken, özellikle beyin elektrosunu, elektro ansefelografiyi kullanmıştır. Dünyada bilindiği kadarıyla alfa ve teta ritimlerinin beyinde çoğalması transın göstergesi olarak kabul edilir.
Nitekim Avusturya Meidling klinikte bizim arkadaşlarımızın yaptığı araştırmalarda, müzikle tedavi seanslarında alfa ve teta ritmlerinin yükseldiği görülmüştür. Hatta bazı hastaların da komadan çıktıkları gözlenmiştir. Bu, transın komadan çıkmayı da sağladığını göstermesi bakımından da çok önemlidir.
Trans dediğimiz olay aynı zamanda şuurlu ve normal adaptasyon içinde olduğumuz zamandaki bilgi ve kavrayışlarımızın da ötesinde, henüz farkında olamadığımız, ama trans içinde olduğumuzda bunun boyutlarını ve gücünü hissedebileceğimiz bir imkan organizasyonu olarak görülür. Dolayısıyle, trans halinde olan bir kişinin dışarıdan gözlenmesi, trans dışındakiyle trans içindekinin farkını ortaya koyar.
Trans halinde bir kişi ateşin içine girer, ateşi yalar, tutar. Bunlar normalde fizik olarak imkansız gibi görülür. Sonra trans içindeki kişi, duygular ve algılar vasıtasıyla normal şuurla ulaşamayacağı bazı bilgilere ulaşır. Ya da bütün uzuvlarının algılama fonksyonları çok artabilir, mesela durugörü medyumluğu dediğimiz, clearvoyant dediğimiz hal. Trans halinde, normalde gözlerin görmediği şeyler görülebilir, kulağın işitmediği şeyler işitilebilir, trans halinde söylenen veya yazılan sözler normal şuurlu zihin fonksyonlarının ötesindeki bazı anlamları taşıyabilir. Hatta transtan çıktıktan sonra bunları okuduğu zaman insan kendisi bile bunlara şaşırabilir. Parapsikoloji bilimi bu konularda geniş bilgi imkanlarına sahiptir. Bizim de buna ait bazı örnekler yaşama şansımız oldu.
İlginç bir örnek
Avusturyalı prof. Masnak burada çok önemli bir noktaya işaret ediyor. “Müzik” diyor, “transla doğrudan ilgilidir. Müzik ve ritm transı oluşturan sebeplerden biridir”. Buna bir örnek verelim:
Geçtiğimiz yıl, Mart ayında zannediyorum, Avusturya’da Batt Weildersdorff isinde bir termal yerleşim merkezinde bir toplantı yapıldı. Biz de çağırıldık. Bu toplantının yapılmasının çok ilginç bir sebebi vardı.
Toplantıyı düzenleyen Prof. Herberstein’ın oğlu rahatsız oluyor, komada. Gereken her türlü tıbbi ihtimam gösteriliyor, her şey yapılıyor fakat çocuk komadan çıkmıyor. Avusturya’da bir şaman topluluğu var. Onun başında da Paul Okusich isminde bir kişi var. Ben onu çok eskiden tanırım. Avusturya’da seminer vermeye başladığımız ilk zamanlarda bizim seminerlere gelirdi. Prof. Herberstein’ın aklına Paul geliyor ve onu arıyor. Paul’ün de durumu müsait, birkaç arkadaşını da alarak geliyor ve o delikanlılın başında şaman ayini yapmaya başlıyorlar. Dört beş saat hiç durmadan yapılan bu ayinden sonra çocuk komadan çıkıyor. Komadan çıktıktan sonra da bu ayinler bazı günlerde tekrarlanarak çocuğun sağlığa kavuşması sağlanıyor.
Prof. Herberstein, bu olayı gözlediği zaman bambaşka bir şey görmüş oluyor. Modern tıbbın imkanları bitiyor, çok eski ritüeller, merasimler, kavramlar ve de icraatlar devreye giriyor ki burada trans gerçekleşiyor. Transtaki insanların ulaştığı duygu seviyesi veya tedaviyi oluşturabilecek bilgi seviyesi her neyse orada o zuhur ediyor, ortaya çıkıyor ve trans neticesinde elde edilen bu etkilerle o çocuk içinde bulunduğu koma halinden dışarı çıkıyor.
Bir örnek de bizden
Benzeri bir olayı Münih’teki bir Türk ailesinde gözlüyoruz. On-oniki sene kadar önce, Münih’te bir trafik kazası sonucu, Erol isminde bir çocuk, o zaman dokuz-on yaşlarında, komaya giriyor. Bitkisel hayat. Yoğun bakımdaki çocuk için yine tıbbi açıdan her şey yapılıyor. Annesi de bunların ötesinde ninniler söylüyor, hikayeler, masallar anlatıyor, kendi bildiği şarkıları söylüyor ancak, çocukta hiçbir reaksiyon yok.
Tam o sıralarda bizim çalışmalarımızdan haberdar olmuşlar. Beni aradılar, ben de onlara bir iki kaset tavsiye ettim. Bunlar Berlin’de Urban hastanesinde yapılan ilk müzikterapi denemelerinden sonra hazırlamaya başlamış olduğumuz müzikterapi kasetleriydi. Zannederim bir tanesi hicaz, diğeri de uşşak veya hüseyni idi.
Bu makamların kasetlerini uygulamaya başlıyorlar. Bir kaç gün geçtikten sonra (herhalde üç gün), çocuk komadan çıkıyor. Almanya gazeteleri bunu yazdı, bizim Türk gazetelerinde de bu haber yer aldı. Bu çocuk ve ailesi bizi ziyarete geldiler. Biz de mutlu olduk.
Paul Okusich’in şaman ritüeli ile ulaştığı sonuç, öte yanda bir terapi CD’si ile gerçekleşiyor.